Enternasyonal Komünist Partisi


Macaristan’daki Proleter Devrim’in 100. Yılı

(Il Partito Comunista, no 395, 2019)


Yüz yıl önce, 1919 yılının Mart ayında Macaristan’da proletarya Sovyet Cumhuriyeti’ni, yani proleter diktatörlüğü, işçi sınıfının devlet iktidarını ilan etti. Bu hareketin önderliğini 1917 Devrimi’nde Bolşeviklerin yanında savaşmış, çoğu Rusya’da esir düşmüş olan komünistler üstlendi.

Macaristan'da savaşın sonunda yoksul köylülerin desteğini alan örgütlü ve isyankar işçi sınıfı devrimin burjuva aşamasında monarşiyi devirmişti. Ancak, kendi başına iktidarı ele geçirecek kadar sınıf bilinci henüz yeterince gelişmemiş olduğu için iktidarı bırakmıştı.

Ancak güçlü bir yıkıcı enerjiyle Macar proletaryası genç Komünist Partisi'ne ve Sovyet iktidarı ile silahlı ayaklanma konusunda yeterli ve net sloganlarına yöneliyordu. Bunlar verimli bir zemin buldu ve kısa sürede işçiler arasında kök saldı.

Savaştaki yenilgi ve silahlı kuvvetlerin dağılmasının ardından, Komünist Parti'nin ajitasyon ve örgütlenme faaliyetleri işçileri silahlanmaya davet etti. Kriz hızla derinleşiyordu. Kısacası, sanayi işçileri silahlarını ellerine alarak fabrikaları ve büyük tarım mülklerini işgal ettiler ve sahiplerini kovdular.

Ancak çoğu durumda bu silahlar ateşlenmedi, burjuvazi devrimden korunmak ve kurtulmak için Macar Sosyal Demokrat Partisi’ne sığınmıştı ancak kitleler üzerinde kontrolü olmayan bu parti, Noske’nin rezil rolünü açıkça oynayamadı.

İktidardaki korkak burjuvazinin uşakları olan Sosyal Demokratlar, Macar Komünist Partisi ile uzlaşmış gibi davrandılar ve onun programını kabul ettiklerini söylediler.

Sadece dört ay önce, 1 Kasım 1918’de, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun çöküşü belirginleştiğinde burjuva hükümetinin yeni “demokratik” koalisyonunda PSDU tarafından atanan bakanlar Kunfi ve Böhm Arşidük Joseph’in elinde sadakat yemini etmişti zafer kazanan İtilaf Devletleri’nin desteğini kazanmak için Macaristan’ın İtilaf Devletleri’nin Sovyet Rusya’ya karşı silahlı müdahalesi için bir askeri üs olarak hizmet etmesini kabul etmiş bir hükümet.

Kunfi, yemin konuşmasında şöyle demişti “Benim gibi bir Sosyal Demokrat için söyleyeceğim şey ağır bir görev, ama yine de söylüyorum sınıf nefreti ve sınıf mücadelesi yöntemiyle hareket etmek istemiyoruz. Sınıf çıkarlarını ortadan kaldırarak, mezhepsel görüşleri arka plana atarak, bu büyük görevde bize yardım etmek isteyen herkese sesleniyoruz”.

Kunfi, yaklaşan devrimle birlikte, Mart 1919'da hükümetleri tarafından zulüm gören ve hapsedilen komünistlerin bulunduğu hapishanelerde, diğer sosyal hainlerle birlikte proletarya diktatörlüğünü öngören Komünist Parti programını kabul ediyormuş gibi davrandı.

Ancak Macaristan’da devrim kazanır. Yalnızca komünist partinin etkin yönetimi altındaki silahlı işçi sınıfı, tüm iktidarı eline alır. Burjuvazi, tek bir damla kan dökülmesine gerek kalmadan iktidardan düşer.

İstifa eden hükümet bakanlarının yerine Halk Komiserleri atanır. 21 Mart’ta Devrimci Hükümet Konseyi kurulur Konsey, derhal Konseyler Cumhuriyeti’ni ilan eder ve proletaryanın acil siyasi ve ekonomik programını tam olarak uygular.

Kısa sürede mülkiyetin kamulaştırılması ve ekonomik yeniden yapılanma konusunda güçlü, karmaşık, derin ve kapsamlı bir çalışma yürütülür.

Burjuvazinin siyasi temsil organları derhal yokedilir.

Ardından büyük fabrikalar ve bankalar başta olmak üzere üretim ve dağıtımı denetleyecek organlar derhal faaliyete geçer.

İşçi sınıfını savunmak için önlemler alınır: 8 saatlik çalışma günü, gençler için 6 saatlik çalışma günü, ücretlerin birleştirilmesi, ücretli tatiller. Malikaneler köylü konseylerine tahsis edildi ve topraklar kamulaştırıldı. Kiralık evlerin kamulaştırılmasıyla on binlerce işçi ve proleter aile yeterli barınma imkânına kavuştu. Engelli ve yaşlı işçiler için aristokrat saraylarında evler tahsis edildi ve binlerce hasta veya terk edilmiş çocuk Balaton Gölü'ndeki lüks evlerde barındırılır.

Zengin köylülerin silahlı karşı devrimler düzenlediği yerlerde kararlı gıda istimlakları yapıldı, bu olaylar sık görülse de kolayca bastırılır.

Ancak komünist ve sosyal demokrat iki parti arasındaki güç dengesi açıkça ikincisinin lehineydi, bu parti yanlış bir şekilde iktidardan dışlanmamıştı; ona Yönetim Konseyi başkanlığı (Sándor Garbai) ve on üç komiserlikten on biri verildi; Komünistlere ise sadece iki komiserlik kaldı: Dışişleri (Béla Kun) ve Tarım (Károly Vántus) ile yardımcılık görevleri.

Kısa süre sonra Sosyal Demokratların rolü ortaya çıktı; bunlar, Sovyet iktidarına karşı burjuvazinin hainleri ve destekçileri olarak gerçek yüzlerini gösterdiler. Mülksüzleştirilen burjuvazi, aristokrasi ve din adamları karşı devrim için komplo kurar ve Sovyet Cumhuriyeti'ne karşı silahlanır. İtilaf güçleri Macaristan'ı askeri olarak kuşatır ve işgal eder. Versay'da toplanan emperyalist yağmacılar, ekonomik blok aracılığıyla ülkeyi açlıkla ölüme mahkum eder.

Sosyal Demokratlar, aristokrat ve burjuva sınıflarına karşı kararsız ve zayıf bir politika izler. Dini özel bir mesele olarak ele almak zorunda oldukları bahanesiyle, din adamlarının denetlenmesini engellediler, öyle ki, köylerdeki rahipler, kimseye engel olmaksızın, köylüleri şehirleri aç bırakmaya ve devrime karşı hareket etmeye kışkırtabildiler. Aristokratlar, subaylar ve gerici inançlara sahip her burjuva, ülkede serbestçe dolaşabildi çünkü Sosyal Demokrat olan Adalet Komiseri, “kişisel özgürlüğe” yönelik her türlü saldırıya karşı çıkar.

Sosyal Demokratların dayattığı diktatörlüğün “ılımlı” uygulanmasının bir sonucu olarak, burjuvazinin açgözlü unsurları ve özellikle küçük burjuvazi Sovyet kurumlarına sızmaktadır. Sosyal Demokratlar ayrıca ekonomik tedbirleri fazla radikal bulmakta ve mümkün olduğunda bunları sabote etmekteydi bunda, “insani nedenlerle” idarede bırakılan eski devlet memurları ve burjuva parazitlerin kitlesi de pay sahibidir. Başkente gıda tedariki sağlamak giderek zorlaşmaktadır. Demokratik ideolojinin batıl inançları, direnen köylülere karşı kararlaştırılan önlemlerin uygulanmasını engeller.

Sağ ve merkez Sosyal Demokratlar, Konseyler Cumhuriyeti’ni zayıflatmak ve devirmek için içeriden komplo kuruyorlardı. Gizli toplantılar düzenlediler, sık sık Viyana’ya giderek Avusturya Sosyal Demokrat yetkililer ve İtilaf diplomatlarıyla görüşüyorlardı.

Hem Lenin hem de Béla Kun, daha sonra sosyal demokrasi ile ittifak kurmanın bir hata olduğunu kabul eder.

24 Haziran'da, Tuna Nehri'ndeki bazı zırhlı nehir gemileriyle, eski askeri akademinin yaklaşık 300 öğrencisi Budapeşte'yi ele geçirmeye çalışır ve Konseyler hükümetinin karargâhı olan Hungaria Oteli'ni bombalamaya başlar. İtilaf Misyonlarının yardımıyla özenle hazırlanan isyan, kolayca bastırılır. Ancak zayıf misilleme, özellikle taşrada karşı-devrimci kışkırtmanın yeniden alevlenmesine yol açar: iktidardaki Konsey, 300 isyancı öğrenciyi affeder; on üç organizatör ölüm cezasına çarptırılır, ancak Misyonların müdahalesi sayesinde onlar da affedilir.

Ancak her yönden izole edilmiş ve kuşatılmış Macar devrimi direnemez.

Ağustos ayında, Romanya ordusu Budapeşte'ye girer ve Macaristan'ı askeri olarak işgal eder. Diktatörlüğün tüm ekonomik önlemleri iptal edilir.

Burjuvazi intikam almak ister ve geleneğine uygun olarak bunu kanlı ve ibretlik bir şekilde yapar. Birkaç hafta içinde karşı-devrim Macaristan’ı bir proleter mezarlığına çevirir. On binlerce en iyi yoldaşı katlederler; on binlerce yoldaş ise hapishanelere ve toplama kamplarına tıkılır, dayak ve açlıkla işkence edilerek öldürülür.

Gerçekler burjuvazinin egemenliğini yeniden kurmak için neler yapabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Öte yandan burjuvazi tarafından sonsuz korkunçluklarla suçlanan proletarya diktatörlüğü, dört ayda sadece iki yüzden biraz fazla kurban vermiş ve bunların büyük bir kısmı silahlı çatışmalarda meydana gelmiştir.

Lenin, Macaristan’daki proletarya diktatörlüğünün yenilgisinden bir ders çıkarır.

«Avusturya Komünist Partisi’nin merkezi yayın organı olan Kırmızı Bayrak’ta (Viyana’daki Die Rote Fahne) yayınlanan bir dizi makale, bu çöküşün [proletarya diktatörlüğünün düşüşünün] temel nedenlerinden birini ortaya koydu: “sosyalistlerin” ihaneti. Sözde Béla Kun’un tarafında yer alan ve kendilerini komünist ilan eden bu kişiler, aslında proletarya diktatörlüğüne uygun bir politika uygulamadılar; tereddüt ettiler, kararsız kaldılar, burjuvaziye yalvardılar ve kısmen de olsa proleter devrimi doğrudan sabote ederek ona ihanet ettiler.

«Dünya güçleriyle, Macar Sovyet Cumhuriyeti’ni kuşatmış olan emperyalizmin haydutları (yani İngiltere, Fransa vb. hükümetleri), elbette ki içindeki belirsizliklerden yararlanarak, Rumen cellatları aracılığıyla Macar Sovyet hükümetini vahşice ezip geçiyorlar».

Partimiz tarafından açıkça formüle edilecek ders: proletarya diktatörlüğü ancak komünist partinin münhasır diktatörlüğü ile örtüşebilir. “Proletarya diktatörlüğü ve sınıf partisi” başlıklı yazımızda şöyle demiştik:

Proletarya devleti, ancak tek bir parti tarafından yaşatılabilir. Bu partinin kendi saflarında istatistiksel bir çoğunluk örgütlemesini, "halk seçimleri" yoluyla benzer bir çoğunluğun desteğini toplamasını istemek saçma olmakla kalmaz, eski burjuva tuzaklarına düşmek anlamına gelir. Tarihsel olasılıklardan biri, görünüşte proletarya tarafından oluşturulan, fakat gerçeklikte devrim karşıti gelenekler veya yabancı kapitalizmlerden etkilenen siyasi partilerin çıkışıdır. (...) Bu da güç ilişkileri açısından ortadan kaldırılması gereken bir kriz olacaktır (...) komünist parti tek başına iktidarda olacak ve fiziksel bir mücadele olmadan iktidarı asla bırakmayacaktır”.

Macar devrimci girişimi tıpkı aynı dönemde Almanya’da ve yarım asır önceki Paris Komünü gibi yenilgiyle sonuçlandı. Bunlar uluslararası burjuva muhafazakarlığın ezici, kurnaz ve acımasız güçlerine karşı “cennete yapılan saldırılar”dı. Bunu bir insan sorumluluğu meselesi değil, nesnel bir tarihsel olgunlaşmamışlık meselesi olarak görüyoruz. Yarının komünist devrimi onların fedakarlıkları sayesinde her yerde işçi sınıfının kesin zaferine doğru güvenli ve sarsılmaz bir şekilde ilerleyecektir.