Partito Comunista Internazionale Stampa in lingua italiana - Home page
 
Communist International, Second Congress
(19 July - 7 August 1920)
Internazionale Comunista, Secondo Congresso
(19 luglio - 7 agosto 1920)
Komünist Enternasyonal, İkinci Kongre
(19 Temmuz - 7 Ağustos)
Theses on the National and Colonial Question Tesi sulla questione nazionale e coloniale Milli Sorun ve Sömürgeler Sorunu Üzerine Tezler
1. An abstract or formal posing of the problem of equality in general and national equality in particular is in the very nature of bourgeois democracy. Under the guise of the equality of the individual in general, bourgeois democracy proclaims the formal or legal equality of the property-owner and the proletarian, the exploiter and the exploited, thereby grossly deceiving the oppressed classes. On the plea that all men are absolutely equal, the bourgeoisie is transferring the idea of equality, which is itself a reflection of the relations of commodity production, into a weapon in its struggle against the abolition of classes. The real meaning of the demand for equality consists in its being a demand for the abolition of classes. 1. La posizione astratta e formale della questione dell’uguaglianza – uguaglianza delle nazionalità incluse – è propria della democrazia borghese sotto la forma dell’uguaglianza delle persone in generale: la democrazia borghese proclama l’uguaglianza formale o giuridica del proletario, dello sfruttatore e dello sfruttato, inducendo così nel più profondo errore le classi oppresse. L’idea di uguaglianza, che non era se non il riflesso dei rapporti creati dalla produzione per lo smercio, diviene, nelle mani della borghesia, un’arma nella lotta contro l’abolizione delle classi combattuta ormai in nome dell’uguaglianza assoluta delle persone umane. Quanto al significato vero della rivendicazione ugualitaria, esso non risiede che nella volontà di abolire le classi. 1. Burjuvazi, doğası gereği, genel olarak eşitliği ve özel olarak da milli eşitliği soyut ve biçimsel bir şekilde kavramlaştırır. Genel olarak her insanın eşit olduğu iddiasından yola çıkarak, burjuva demokrasisi mülk sahibi ile proleterin, sömürenle sömürülenin biçimsel hukuki eşitliğini ilan eder ve böylelikle ezilen sınıfların gözünü boyamaya çalışır. Meta üretimi ilişkilerinin bir yansıması olan eşitlik fikri, burjuvazi tarafından her insanın mutlak özgürlüğü bahanesi kullanılarak, sınıfların ortadan kaldırılması mücadelesine karşı kullanılan bir araç haline getirilmiştir. Eşitlik talebinin tek gerçek anlamı sınıfların ortadan kaldırılması talebinde yatar.
2. In conformity with its fundamental task of combating bourgeois democracy and exposing its falseness and hypocrisy, the Communist Party, as the avowed champion of the proletarian struggle to overthrow the bourgeois yoke, must base its policy, in the national question too, not on abstract and formal principles, but, first, on a precise appraisal of the specific historical situation and, primarily, of economic conditions; second, on a clear distinction between the interests of the oppressed classes, of working and exploited people, and the general concept of national interests as a whole, which implies the interests of the ruling class; third, on an equally clear distinction between the oppressed, dependent and subject nations and the oppressing, exploiting and sovereign nations, in order to counter the bourgeois-democratic lies that play down this colonial and financial enslavement of the vast majority of the world’s population by an insignificant minority of the richest and advanced capitalist countries, a feature characteristic of the era of finance capital and imperialism. 2. Conformemente al suo fine essenziale – la lotta contro la democrazia borghese, di cui si tratta di smascherare l’ipocrisia – il Partito Comunista, interprete cosciente del proletariato in lotta contro il giogo della borghesia, deve considerare come costituenti la chiave di volta della questione nazionale non dei principi astratti e formali, ma:
a) una nozione chiara delle circostanze storiche ed economiche;
b) la dissociazione precisa degli interessi delle classi oppresse, dei lavoratori, degli sfruttati, nei riguardi della concezione generale dei cosiddetti interessi nazionali, che significano in realtà quelli delle classi dominanti;
c) la divisione altrettanto netta e precisa delle nazioni oppresse, dipendenti, protette e quelle oppressive e sfruttatrici, che godono di tutti i diritti, contrariamente all’ipocrisia borghese e democratica che dissimula con cura l’asservimento (proprio dell’epoca del capitale finanziario, dell’imperialismo), mediante la potenza finanziaria o colonizzatrice, dell’enorme maggioranza delle popolazioni del globo ad una minoranza di paesi capitalistici ricchi.
2. Burjuvazinin boyunduruğundan kurtulmayı amaçlayan proleter sınıf mücadelesinin bilinçli ifadesi olan Komünist Partisinin temel görevi burjuva demokrasisine karşı mücadele etmek ve bu demokrasinin yalanlarıyla ikiyüzlülüğünü teşhir etmektir. Bu görev uyarınca, Komünist Partisi milli sorunda temel vurguyu soyut ve biçimsel ilkelere değil, öncelikle tarihsel olarak verili durumun ve (en önemlisi) ekonomik koşulların tam bir değerlendirmesine dayandırmalıdır. İkinci olarak, ezilen sınıfların, çalışanların, sömürülenlerin çıkarları ile, egemen sınıfın çıkarları anlamına gelen genel milli çıkarları arasındaki açık farkı vurgulamalıdır. Üçüncüsü, finans kapital ve emperyalizm çağında dünya nüfusunun küçücük bir azınlığı olan en zengin ve en ileri ülkelerin geri kalan büyük çoğunluğu sömürgelik ve finans köleliği durumunda tuttuğu gerçeğinin üzerini örtmeye çalışan burjuva demokratik yalanlara karşı, Komünist Partisi ezen, sömüren, ayrıcalıklı uluslar ile ezilen, bağımlı uluslar arasındaki açık ayrımı vurgulamalıdır.
3. The imperialist war of 1914-18 has very clearly revealed to all nations and to the oppressed classes of the whole world the falseness of bourgeois-democratic phrases, by practically demonstrating that the Treaty of Versailles of the celebrated “Western democracies” is an even more brutal and foul act of violence against weak nations than was the Treaty of Brest-Litovsk of the German junkers and the Kaiser. The League of Nations and the whole post-war policy of the Entente reveal this truth with even greater clarity and distinctness. They are everywhere intensifying the revolutionary struggle both of the proletariat in the advanced countries and of the toiling masses in the colonial and dependent countries. They are hastening the collapse of the petty-bourgeois nationalistic illusions that nations can live together in peace and equality under capitalism. 3. La guerra imperialistica 1914-18 ha messo in evidenza di fronte a tutte le nazioni e le classi oppresse del mondo l’imbroglio delle fraseologie democratiche e borghesi – il trattato di Versailles, imposto dalle famose democrazie occidentali, non facendo che sanzionare, nei riguardi delle nazioni deboli, violenze più vili e ciniche di quelle degli stessi junker e del kaiser a Brest-Litovsk. La Lega delle Nazioni e la politica dell’Intesa nel loro insieme confermano pienamente questo fatto e accelerano l’azione rivoluzionaria del proletariato dei paesi avanzati e delle masse lavoratrici dei paesi colonizzati o assoggettati, affrettando così la bancarotta delle illusioni nazionali della piccola borghesia sulla possibilità di una pacifica convivenza e di una vera uguaglianza fra le nazioni sotto il regime capitalista. 3. Emperyalist 1914 savaşı tüm dünyanın köleleştirilmiş uluslarına ve ezilen sınıflarına burjuva demokratik söylemin yalancılığını alabildiğine açıkça gösterdi. Her iki tarafta da halkların kurtuluşu ve ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı laflarıyla meşrulaştırılan bir dizi antlaşma, bir tarafta Brest-Litovsk ve Bükreş, diğer tarafta Versay ve St. Germain antlaşmaları, muzaffer burjuvazinin ’milli’ sınırları bile kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda belirlediğini gösterdi. Burjuvazi için, ‘milli’ sınırlar bile ticari mallardan başka birşey değil. Sözde ’Milletler Cemiyeti’ bile, bu savaştan galip çıkanların ganimetlerini karşılıklı olarak garantileyen bir sigorta poliçesinden öte birşey değil. Ulusal birliği yeniden sağlama, ‘kaybedilen bölgeleri yeniden anavatana katma’ çabaları, burjuvazi açısından, yenik düşenlerin yeni savaşlar için güç kazanma çabasından başka birşey değil. Yapay bir şekilde parçalanmış olan ulusların tekrar birleşmesi proletaryanın da çıkarlarına uygundur. Ama proletarya gerçek milli özgürlüğü ve birliği ancak devrimci mücadele yoluyla ve burjuvazinin cesedinin üzerinden geçerek kazanabilir. Milletler Cemiyeti ve emperyalist devletlerin tüm savaş sonrası politikaları bu gerçeği çok daha açık ve kesin bir şekilde gözler önüne seriyor; sadece gelişmiş ülkelerin proletaryasını değil, sömürgelerin ve bağımlı ulusların emekçi kitlelerinin devrim mücadelesini güçlendiriyor; ve kapitalizm altında barış içinde bir yaşam ile ulusların eşitliğinin mümkün olduğu yolundaki küçük burjuva hayallerin çöküşünü hızlandırıyor.

4. From these fundamental premises it follows that the Communist International’s entire policy on the national and colonial questions should rest primarily on a closer union of the proletarians and the working masses of all nations and countries for a joint revolutionary struggle to overthrow the landowners and the bourgeoisie. This union alone will guarantee victory over capitalism, without which the abolition of national oppression and inequality is impossible.

4. Da quanto precede risulta che la pietra angolare della politica dell’Internazionale Comunista nelle questioni coloniale e nazionale deve essere l’avvicinamento dei proletari e dei lavoratori di tutte le nazioni e di tutti i paesi per la lotta comune contro i possidenti e la borghesia. Sola garanzia, questa, della nostra vittoria sul capitalismo, senza la quale non possono essere abolite né le oppressioni nazionali né l’ineguaglianza. 4. Bu ilkeler uyarınca, Komünist Enternasyonal’in tüm ulusal sorun ve sömürgeler politikaları, temel olarak, tüm ulus ve ülkelerin işçi ve emekçi kitlelerinin toprak sahipleriyle burjuvazinin devrilmesini amaçlayan ortak devrimci mücadelede birliğine dayanmalıdır. Ancak böylesi bir birlik kapitalizme karşı zaferi sağlayabilir. Kapitalizm yıkılmadan ise, ulusal baskının ve eşitsizliğin ortadan kalkması mümkün değildir.
5. The world political situation has now placed the dictatorship of the proletariat on the order of the day. World political developments are of necessity concentrated on a single focus – the struggle of the world bourgeoisie against the Soviet Russian Republic, around which are inevitably grouped, on the one hand, the Soviet movements of the advanced workers in all countries, and, on the other, all the national-liberation movements in the colonies and. among the oppressed nationalities, who are learning from bitter experience that their only salvation lies in the Soviet system’s victory over world imperialism. 5. La congiuntura politica mondiale attuale mette all’ordine del giorno la dittatura del proletariato; e tutti gli avvenimenti della politica internazionale si concentrano inevitabilmente attorno a questo centro di gravità: la lotta della borghesia internazionale contro la repubblica dei Soviet, che deve raggruppare attorno a sé, da una parte, i movimenti sovietisti dei lavoratori avanzati di tutti i paesi e, dall’altra, tutti i movimenti emancipatori nazionali delle colonie e delle nazioni oppresse, che un’esperienza amara ha convinto che non v’è per esse salvezza all’infuori di un’alleanza col proletariato rivoluzionario e col potere sovietico vittorioso sull’imperialismo mondiale. 5. Bugün uluslararası politik durum proletaryanın diktatörlüğünü gündeme getirmiştir ve uluslararası siyasette tüm olaylar kaçınılmaz olarak tek bir merkezi noktada, Rus Sovyet Cumhuriyeti’ne karşı uluslararası burjuvazinin mücadelesi etrafında yoğunlaşmaktadır. Rus Sovyet Cumhuriyeti, bir taraftan tüm ülkelerin öncü işçi sınıfının sovyet hareketlerini, diğer taraftan da tüm sömürgelerin ve ezilen ulusların, devrimci proletarya ile ittifak yapmanın dışında ve dünya emperyalizmine karşı sovyet gücünün zaferi olmadan kendileri için kurtuluşun mümkün olmadığını acı deneyimler sonucu anlamış olan ulusal kurtuluş hareketlerini kendi saflarına çekmektedir.
6. Consequently, one cannot at present confine oneself to a bare recognition or proclamation of the need for closer union between the working people of the various nations; a policy must be pursued that will achieve the closest alliance, with Soviet Russia, of all the national and colonial liberation movements. The form of this alliance should be determined by the degree of development of the communist movement in the proletariat of each country, or of the bourgeois-democratic liberation movement of the workers and peasants in backward countries or among backward nationalities. 6. Non ci si può dunque limitare a riconoscere o proclamare l’avvicinamento dei lavoratori di tutti i paesi. È ormai necessario perseguire la realizzazione dell’unione più stretta di tutti i movimenti emancipatori nazionali e coloniali con la Russia dei Soviet, dando a questa unione delle forme corrispondenti al grado di evoluzione del movimento proletario fra il proletariato di ogni paese, o del moto emancipatore democratico borghese fra gli operai ed i contadini dei paesi arretrati e di nazionalità arretrata. 6. Dolayısıyla, bugün kendimizi sadece çeşitli ulusların emekçilerini tanımak ve onlara desteğimizi ilan etmekle sınırlamamız kabul edilemez; tüm milli ve anti sömürgeci kurtuluş hareketlerinin Sovyet Rusya ile en yakın ittifakını sağlayacak bir politika izlememiz gerekiyor. Bu ittifakın biçimini, her ülkenin proletaryasının içinde komünist hareketin veya geri kalmış ülke ve ulusların içinde içinde işçi ve köylülerin burjuva-demokratik kurtuluş hareketinin gelişme düzeyi belirleyecektir.
7. Federation is a transitional form to the complete unity of the working people of different nations. The feasibility of federation has already been demonstrated in practice both by the relations between the RSFSR, and other Soviet Republics (the Hungarian, Finnish and Latvian in the past, and the Azerbaijan and Ukrainian in the present), and by the relations within the RSFSR in respect of nationalities which formerly enjoyed neither statehood nor autonomy (e.g. the Bashkir and Tatar autonomous republics in the RSFSR, founded in 1919 and 1920 respectively). 7. Il principio federativo ci sembra una forma transitoria verso l’unità completa dei lavoratori di tutti i paesi. Il principio federativo ha già dimostrato praticamente la sua conformità al fine perseguito tanto nel corso delle relazioni fra la Repubblica Socialista Federale dei Soviet russi e le altre repubbliche dei Soviet (ungherese, finlandese, lettone, per il passato; azerbaigiana e ucraina oggi), quanto nel seno della stessa repubblica russa, nei confronti di nazionalità che non avevano prima né Stato né esistenza autonoma (esempio le repubbliche autonome dei Bashkiri e dei Tartari, create nella Russia sovietica nel 1919 e 1920). 7. Federasyon, tüm ulusların emekçilerinin kesin birleşmesine giden yolda geçici bir biçimdir. Federasyonun yararları, gerek Rus Sosyalist Federe Sovyet Cumhuriyeti ile diğer Sovyet Cumhuriyetleri (geçmişte Macaristan, Finlandiya ve Latviya Cumhuriyetleri, bugün Azerbaycan ve Ukrayna Cumhuriyetleri) arasındaki ilişkilerde, gerekse Rus Sosyalist Federe Sovyet Cumhuriyeti içinde (daha önce politik varlıkları olmayan ve kendi yönetiminden yoksun olan, 1919’de kurulan Başkır ve 1920’de kurulan Tatar Cumhuriyeti örneklerinde bile) pratik olarak kendini göstermiştir.
8. In this respect, it is the task of the Communist International to further develop and also to study and test by experience these new federations, which are arising on the basis of the Soviet system and the Soviet movement. In recognising that federation is a transitional form to complete unity, it is necessary to strive for ever closer federal unity, bearing in mind, first, that the Soviet republics, surrounded as they are by the imperialist powers of the whole world – which from the military stand-point are immeasurably stronger – cannot possibly continue to exist without the closest alliance; second, that a close economic alliance between the Soviet republics is necessary, otherwise the productive forces which have been ruined by imperialism cannot be restored and the well-being of the working people cannot be ensured; third, that there is a tendency towards the creation of a single world economy, regulated by the proletariat of all nations as an integral whole and according to a common plan. This tendency has already revealed itself quite clearly under capitalism and is bound to be further developed and consummated under socialism. 8. Il compito dell’Internazionale Comunista è di studiare e verificare l’esperienza (e lo sviluppo ulteriore) di queste nuove federazioni basate sulla forma sovietica e sul movimento sovietico. Considerando la federazione come una forma transitoria verso l’unità completa, è necessario tendere ad un’unione federale sempre più stretta, tenendo conto:
a) dell’impossibilità di difendere senza la più stretta unione tra di loro le repubbliche sovietiche circondate da nemici imperialisti infinitamente superiori per potenza militare;
b) della necessità di una stretta unione economica delle repubbliche sovietiche, senza la quale la riedificazione delle forze produttive distrutte dall’imperialismo, la sicurezza ed il benessere dei lavoratori non potrebbero essere assicurati;
c) della tendenza alla realizzazione di un piano economico universale la cui applicazione regolare sarebbe controllata dal proletariato di tutti i paesi, tendenza che si è manifestata con evidenza sotto il regime capitalista e deve certamente continuare il suo sviluppo e attingere la perfezione nel regime socialista.
8. Bu açıdan, Komünist Enternasyonal’in görevi sadece bu federasyonu Sovyet düzenine ve Sovyet hareketine dayalı olarak geliştirmek değil, ayrıca bu federasyonu incelemek ve içinde kazandığımız deneyimleri sınamaktır. Federasyonun tam birliğe geçiş sürecinde bir biçim olduğunu bilerek, federal bağları sürekli daha sıkı ve yakın hale getirmek için çalışmalıyız. Göz önüne alınması gereken ilk nokta, askeri açıdan kendinden önemli ölçüde daha güçlü emperyalist ülkeler tarafından kuşatma altında olan Sovyet Cumhuriyetlerinin başka Sovyet cumhuriyetleri arasında daha yakın bağlar kurulmadan varlığını sürdürmesinin mümkün olmayacağı. İkinci nokta, Sovyet Cumhuriyetleri arasında yakın bir ekonomik ittifak kurulmadan kapitalizmin imha ettiği üretici güçleri onarmanın ve emekçilerin refahını sağlamanın mümkün olmayacağı. Üçüncü nokta ise, tüm ulusların proleterlerinin düzenlediği ortak bir plan uyarınca birleşik bir dünya ekonomisi yaratma çabalarıdır. Bu eğilim kapitalizm altında şimdiden açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır ve sosyalizm altında daha fazla geliştirilmenin ve tamamlanmanın yollarını zorlamaktadır.
9. The Communist International’s national policy in the sphere of relations within the state cannot be restricted to the bare, formal, purely declaratory and actually noncommittal recognition of the equality of nations to which the bourgeois democrats confine themselves – both those who frankly admit being such, and those who assume the name of socialists (such as the socialists of the Second International).
In all their propaganda and agitation – both within parliament and outside it – the communist parties must consistently expose the constant violation of the equality of nations and of the guaranteed rights of national minorities which is to be seen in all capitalist countries, despite their “democratic” constitutions. It is also necessary, first, constantly to explain that only the Soviet system is capable of ensuring genuine equality of nations, by uniting first the proletarians and then the whole mass of the working population in the struggle against the bourgeoisie; and, second, all communist parties should render direct aid to the revolutionary movements among the dependent and underprivileged nations (for example, Ireland, the American Negroes, etc.) and in the colonies.
Without the latter condition, which is particularly important, the struggle against oppression of dependent nations and colonies, as well as recognition of their right to secede, are but a false signboard, as is evidenced by the parties of the Second International.
9. Nel campo dei rapporti sociali nell’interno degli Stati costituiti, la Internazionale Comunista non può limitarsi al riconoscimento formale, puramente ufficiale e senza conseguenze pratiche, dell’uguaglianza delle nazioni, di cui si accontentano i democratici borghesi che si chiamano socialisti. Non basta denunciare instancabilmente in tutta la propaganda e la agitazione dei P.C. – e dall’alto della tribuna parlamentare come al di fuori di essa – le violazioni costanti del principio dell’uguaglianza delle nazionalità e dei diritti delle minoranze nazionali, in tutti gli Stati capitalisti (ad onta delle loro “costituzioni democratiche”); bisogna anche denunciare senza tregua che solo il governo dei Soviet può realizzare l’uguaglianza delle nazionalità unendo i proletari prima, l’insieme dei lavoratori poi nella lotta contro la borghesia; bisogna anche dimostrare che il regime dei Soviet assicura un concorso diretto, per l’intermediario del Partito Comunista, a tutti i movimenti rivoluzionari dei paesi dipendenti o lesi nei loro diritti (per esempio l’Irlanda, i negri di America) e delle colonie. Senza questa condizione particolarmente importante della lotta contro l’oppressione dei paesi asserviti o colonizzati, il riconoscimento ufficiale del loro diritto all’autonomia non è che una insegna menzognera come lo dimostra la II Internazionale. 9. Devletler içindeki ilişkiler alanında Komünist Enternasyonal’in ulusal politikası burjuva demokrasilerinin ve hatta kendilerini ’sosyalist’ olarak adlandıran bazılarının yaptığı gibi ulusların eşitliğinin sadece lafta kalan ve pratik yükümlülükler içermeyen bir şekilde biçimsel olarak tanınması ile sınırlı kalamaz. Tüm kapitalist ülkelerde, ’demokratik’ anayasalara rağmen, ulusal eşitliğe ve milli azınlıkların garantilenmiş haklarına karşı gerçekleştirilen her uygulamayı, Komünist Partiler hem parlamentoda hem tüm alanlarda yaptıkları tüm propaganda ve ajitasyon çalışmalarında yılmadan deşifre etmelidir, fakat bu yeterli değildir. Ayrıca, Komünist Partilerin iki görevi daha vardır. Birincisi, ulusların gerçek eşitliklerini sağlama yeteneğine sahip tek düzenin, önce proletaryayı ve ardından tüm emekçi yığınları burjuvaziye karşı mücadelede birleştirecek olan Sovyet düzeni olduğunu sürekli olarak vurgulamak. İkincisi, bağımlı ve imtiyazsız milletlerdeki (misal İrlanda ve Siyah Amerikalılar) ve sömürgelerdeki devrimci hareketlere, söz konusu ülkelerdeki Komünist Partiler aracılığıyla doğrudan destek vermek. Bunlardan özellikle önemli olan ikincisi olmaksızın, bağımlı ülkelerin ve sömürgelerin ezilmesine karşı ve bu ülkelerin ayrı birer siyasi varlık olma hakları için mücadele İkinci Enternasyonal partilerinde gördüğümüz yalancı ikiyüzlülükten öteye gidemez.
10. Recognition of internationalism in word, and its replacement in deed by petty-bourgeois nationalism and pacifism, in all propaganda, agitation and practical work, is very common, not only among the parties of the Second International, but also among those which have withdrawn from it, and often even among parties which now call themselves communist. The urgency of the struggle against this evil, against the most deep-rooted petty-bourgeois national prejudices, looms ever larger with the mounting exigency of the task of converting the dictatorship of the proletariat from a national dictatorship (i.e. existing in a single country and incapable of determining world politics) into an international one (i.e. a dictatorship of the proletariat involving at least several advanced countries, and capable of exercising a decisive influence upon world politics as a whole). Petty-bourgeois nationalism proclaims as internationalism the mere recognition of the equality of nations, and nothing more. Quite apart from the fact that this recognition is purely verbal, petty-bourgeois nationalism preserves national self interest intact, whereas proletarian internationalism demands first, that the interests of the proletarian struggle in anyone country should be subordinated to the interests of that struggle on a worldwide scale, and, second, that a nation which is achieving victory over the bourgeoisie should be able and willing to make the greatest national sacrifices for the overthrow of international capital.
Thus, in countries that are already fully capitalist and have workers’ parties that really act as the vanguard of the proletariat, the struggle against opportunist and petty-bourgeois pacifist distortions of the concept and policy of internationalism is a primary and cardinal task.
10. Pratica abituale dei partiti del centro della II Internazionale, ma anche di quelli che hanno abbandonato questa Internazionale per riconoscere l’internazionalismo a parole, è di sostituirgli in realtà, nella propaganda, nell’agitazione e nella pratica, il nazionalismo ed il pacifismo dei piccoli-borghesi. Lo si vede anche fra i partiti che si chiamano ora comunisti. La lotta contro questo male e contro i pregiudizi piccolo-borghesi più profondamente radicati (manifestantisi in forme diverse, come l’odio di razza, l’antagonismo nazionale e l’antisemitismo) assume un’importanza tanto maggiore quanto più il problema della trasformazione della dittatura proletaria nazionale (che esiste solo in un paese e non può perciò esercitare un’influenza sulla politica mondiale) in dittatura proletaria internazionale (quale realizzerebbero almeno diversi paesi avanzati, capaci di influire in modo decisivo sulla politica mondiale) diventa attuale. Il nazionalismo piccolo-borghese limita l’internazionalismo al riconoscimento del principio di uguaglianza delle nazioni e (senza insistere maggiormente sul suo carattere del tutto verbale) conserva intatto l’egoismo nazionale, mentre l’internazionalismo operaio esige:
I) La subordinazione degli interessi della lotta proletaria in un paese all’interesse di questa lotta nel mondo intero.
II) Da parte delle nazioni che hanno vinto la borghesia, il consenso ai massimi sacrifici nazionali in vista del rovesciamento del capitale internazionale. Nei paesi in cui il capitalismo raggiunge già il suo sviluppo completo, in cui esistono i partiti operai che formano l’avanguardia del proletariato, la lotta contro le deformazioni opportuniste e pacifiste dell’internazionalismo, ad opera della piccola borghesia, è dunque un dovere immediato dei più importanti.
10. Enternasyonalizmi sadece lafta tanımak, pratikte ise küçük burjuva ulusçuluğu ve pasifizmle sulandırmak sadece İkinci Enternasyonal partileri içinde değil, Enternasyonal’i terk etmiş olan partiler içinde de yaygın bir olgu. Bu olguya kendilerini artık komünist olarak adlandıran partilerde bile sık rastlanıyor. En küçük bir fırsatta ırkçılık, azınlıklara saldırı ya da Yahudi düşmanlığı (anti-semitizm) olarak kendini gösteren bu belaya, bu köklü küçük burjuva milliyetçi önyargılara karşı mücadele etmek ve bu mücadeleyi, proletarya diktatörlüğünü milli bir diktatörlükten (yani tek ülkede var olan ve bu nedenle bağımsız bir uluslararası politika izleme yeteneğine sahip olmayan bir diktatörlükten) en azından birkaç gelişmiş ülkede yaşayan bir uluslararası proletarya diktatörlüğüne (uluslararası politikayı belirleyici şekilde etkileme yeteneğine sahip bir diktatörlüğe) dönüştürme sorunu ne kadar yakıcı olursa o kadar ön plana çıkarmak gerekir. Küçük burjuva milliyetçiliği enternasyonalizmden sadece ulusların eşitliğini anlar (bu eşitliği de sadece lafta tanıdığını şimdilik bir kenara bırakırsak), milli bencilliği sorun olarak ele almaz. Proletarya enternasyonalizmi ise şunları gerekli kılar: İlk olarak bir ülkedeki proleter mücadelenin çıkarları dünya çapındaki mücadelenin çıkarlarına tabi kılınmalıdır. İkinci olarak burjuvaziye karşı zafer kazanmış olan ülke, uluslararası kapitalizmin devrilmesi için en büyük milli fedakârlığı yapmaya yetenekli ve hazır olmalıdır. Dolayısıyla, gerçekten proletaryanın öncü kesimlerini temsil eden bir işçi partisine sahip olan ve tümüyle kapitalist olan ülkelerde ilk ve en önemli görev enternasyonalizm kavramını ve politikalarını çarpıtan küçük burjuva pasifizmi ile mücadele etmektir.
11. With regard to the more backward states and nations, in which feudal or patriarchal and patriarchal-peasant relations predominate, it is particularly important to bear in mind:
first, that all communist parties must assist the bourgeois-democratic liberation movement in these countries, and that the duty of rendering the most active assistance rests primarily with the workers of the country the backward nation is colonially or financially dependent on;
second, the need for struggle against the clergy and other influential reactionary and medieval elements in backward countries;
third, the need to combat pan-Islamism and similar trends which strive to combine the liberation movement against European and American imperialism with an attempt to strengthen the positions of the khans, landowners, mullahs, etc.;
fourth, the need, in backward countries, to give special support to the peasant movement against the landowners, against landed proprietorship, and against all manifestations or survivals of feudalism, and to strive to lend the peasant movement the most revolutionary character by establishing the closest possible alliance between the West-European communist proletariat and the revolutionary peasant movement in the East, in the colonies, and in the backward countries generally. It is particularly necessary to exert every effort to apply the basic principles of the Soviet system in countries where pre-capitalist relations predominate – by setting up “working people’s Soviets”, etc.;
fifth, the need for a determined struggle against attempts to give a communist colouring to bourgeois-democratic liberation trends in the backward countries; the Communist International should support bourgeois-democratic national movements in colonial and backward countries only on condition that, in these countries, the elements of future proletarian parties, which will be communist not only in name, are brought together and trained to understand their special tasks, i.e. those of the struggle against the bourgeois-democratic movements within their own nations. The communist International must enter into a temporary alliance with bourgeois democracy in the colonial and backward countries, but should not merge with it, and should under all circumstances uphold the independence of the proletarian movement even if it is in its most embryonic form;
sixth, the need constantly to explain and expose among the broadest working masses of all countries, and particularly of the backward countries, the deception systematically practised by the imperialist powers, which, under the guise of politically independent states, set up states that are wholly dependent upon them economically, financially and militarily.
Under present-day international conditions there is no salvation for dependent and weak nations except in a union of Soviet republics.
11. Nei confronti degli Stati e paesi più arretrati, in cui predominano istituzioni feudali o patriarcali-rurali, bisogna tener presente:
I) La necessità del concorso di tutti i partiti comunisti ai movimenti rivoluzionari di emancipazione in questi paesi, concorso che deve essere veramente attivo e la cui forma deve essere determinata dal P.C. del paese, se esiste. L’obbligo di sostenere attivamente questo movimento incombe naturalmente in primo luogo ai lavoratori della metropoli o del paese alla dipendenza finanziaria del quale il popolo in questione si trova;
II) La necessità di combattere la influenza reazionaria e medioevale del clero, delle missioni cristiane e di altri elementi;
III) È anche necessario combattere il panislamismo, il panasiatismo e altri movimenti similari che cercano di utilizzare la lotta emancipatrice contro l’imperialismo europeo ed americano per rendere più forte il potere degli imperialismi turchi e giapponesi, della nobiltà, dei grandi proprietari fondiari, del clero, ecc.
IV) È di importanza tutta particolare sostenere il movimento contadino dei paesi arretrati contro i proprietari fondiari, le sopravvivenza e manifestazioni dello spirito feudale; si deve soprattutto cercare di dare al movimento contadino un carattere rivoluzionario, di organizzare dovunque possibile i contadini e tutti gli oppressi in Soviet e così creare un legame molto stretto fra proletariato comunista europeo e movimento rivoluzionario contadino dell’Oriente, delle colonie, e dei paesi arretrati in generale.
V) È necessario combattere energicamente i tentativi fatti da movimenti emancipatori che non sono in realtà né comunisti né rivoluzionari, di inalberare i colori comunisti; l’Internazionale comunista non deve sostenere i movimenti rivoluzionari nelle colonie e nei paesi arretrati che alla condizione che gli elementi dei più puri partiti comunisti – e comunisti di fatto – siano raggruppati ed istruiti ai loro compiti particolari, cioè alla loro missione di combattere il movimento borghese e democratico. L’I.C. deve entrare in rapporti temporanei e formare anche unioni con i movimenti rivoluzionari nelle colonie e i paesi arretrati senza tuttavia mai fondersi con essi, e conservando sempre il carattere indipendente del movimento proletario anche nella sua forma embrionale.
VI) È necessario svelare instancabilmente alle masse lavoratrici di tutti i paesi, soprattutto dei paesi e delle nazioni arretrate, l’inganno organizzato dalle potenze imperialiste, con l’aiuto delle classi privilegiate nei paesi oppressi, facendo finta di chiamare in vita Stati politicamente indipendenti che in realtà sono vassalli, dal punto di vista economico, finanziario e militare.
Come esempio clamoroso degli inganni praticati verso la classe dei lavoratori nei paesi soggetti dagli sforzi combinati dell’imperialismo degli Alleati e della borghesia di questa o quella nazione, citiamo l’affare dei sionisti in Palestina, dove, col pretesto di creare uno Stato ebraico, in un paese dove gli ebrei sono in numero insignificante, il sionismo ha abbandonato la popolazione indigena dei paesi arabi allo sfruttamento inglese. Nelle congiunture internazionali attuali, non c’è salvezza per i popoli deboli e asserviti fuori della federazione delle repubbliche sovietiche.
11. Daha geri, büyük ölçüde feodal, ataerkil veya köylü ataerkil karakter gösteren ülkelerde tüm Komünist Partiler bu ülkelerin devrimci kurtuluş hareketlerini eylemleri ile desteklemelidirler. Söz konusu ülkede Komünist Partisi varsa, bu desteğin alması gereken biçim bu parti ile tartışılmalıdır. Aktif yardımda verme yükümlülüğü en başta, geri kalmış ülkeyi sömürgelik veya finansal bağımlılık durumunda tutan ülkenin işçilerine aittir. Din adamlarının, Hıristiyan misyonerlerinin ve benzerlerinin gerici etkilerine karşı koşulsuz bir mücadele yürütülmelidir. Avrupa ve Amerikan emperyalizmine karşı kurtuluş mücadelelerini, Türk ve Japon emperyalizminin, asillerin, büyük toprak ağalarının, din adamlarının, vb güçlenmesine bağlayan Pan-İslamcı, Pan-Asyacı hareketlere ve benzer akımlara karşı mücadele edilmelidir. Geri kalmış ülkelerde, toprak ağalarına ve feodalizmin her türlü kalıntısına karşı köylü hareketleri desteklenmelidir. Her şeyden önce, köylü hareketine mümkün olduğunca devrimci bir karakter vermeye, mümkün olan her yerde köylülüğü ve sömürünün tüm kurbanlarını Sovyetler şeklinde örgütlemeye ve böylece Batı Avrupalı komünist proletarya ile Doğu’daki, sömürgelerdeki ve geri kalmış ülkelerdeki devrimci köylü hareketi arasında mümkün olduğunca yakın bir bağ kurmaya çalışılmalıdır. Geri kalmış ülkelerde gerçekte komünist olmayan devrimci kurtuluş hareketlerini komünistmiş gibi gösterme çabalarına karşı kararlı bir mücadele yürütülmelidir. Sömürgelerdeki devrimci hareketleri desteklemek Komünist Enternasyonal’in görevidir. Ancak bu görevin tek amacı tüm geri kalmış ülkelerde geleceğin proleter partilerini (sadece lafta değil, gerçekte komünist olan partileri) oluşturacak unsurları bir araya toplamak ve bu unsurları kendi özel görevlerinin (yani kendi ulusları içindeki burjuva demokratik eğilimlere karşı mücadele etme görevinin) bilincine varacak şekilde eğitmektir. Komünist Enternasyonal yolun bir kısmını sömürgeler ve geri kalmış ülkelerdeki devrimci hareketle birlikte yürümeli ve hatta bu hareketle ittifak yapmalıdır; ancak, Komintern bu hareketle birleşemez, salt bir nüve halinde de olsa proleter hareketin bağımsızlığını koşulsuz olarak muhafaza eder. Emperyalist güçlerin, ezilen ülkelerin ayrıcalıklı sınıflarının yardımıyla, siyasi olarak bağımsız devletler yaratma kisvesi altında, aslında ekonomik, mali ve askeri açıdan tümüyle kendilerine bağımlı olan devlet yapıları yaratırken yaptıkları düzenbazlığın en geniş kitleler arasında ve özellikle de geri kalmış ülkelerde deşifre edilmesi ve anlatılması gerekir. Siyonistlerin Filistin meselesi, bir ulusun emekçi sınıflarının, emperyalizm ile söz konusu ülkenin burjuvazisi arasında işbirliği yapılarak kandırılmasının çarpıcı bir örneğini oluşturuyor (aynı şekilde, Siyonizm de, Filistin’de bir Yahudi devleti yaratma bahanesiyle, Yahudi işçilerin azınlık olduğu Filistin’deki Arap emekçilerini İngiltere’nin sömürüsüne sunuyor. Günümüzün ekonomik koşullarında, zayıf ve bağımlı uluslar işin Sovyet Cumhuriyetleriyle ittifak yapmak dışında kurtuluş yoktur.

12. The age-old oppression of colonial and weak nationalities by the imperialist powers has not only filled the working masses of the oppressed countries with animosity towards the oppressor nations, but has also aroused distrust in these nations in general, even in their proletariat. The despicable betrayal of socialism by the majority of the official leaders of this proletariat in 1914-19, when “defence of country” was used as a social-chauvinist cloak to conceal the defence of the “right” of their “own” bourgeoisie to oppress colonies and fleece financially dependent countries, was certain to enhance this perfectly legitimate distrust. On the other hand, the more backward the country, the stronger is the hold of small scale agricultural production, patriarchalism and isolation, which inevitably lend particular strength and tenacity to the deepest of petty-bourgeois prejudices, i.e. to national egoism and national narrow-mindedness. These prejudices are bound to die out very slowly, for they can disappear only after imperialism and capitalism have disappeared in the advanced countries, and after the entire foundation of the backward countries’ economic life has radically changed. It is therefore the duty of the class-conscious communist proletariat of all countries to regard with particular caution and attention the survivals of national sentiments in the countries and among nationalities which have been oppressed the longest; it is equally necessary to make certain concessions with a view to more rapidly overcoming this distrust and these prejudices. Complete victory over capitalism cannot be won unless the proletariat and, following it, the mass of working people in all countries and nations throughout the world voluntarily strive for alliance and unity.

12. L’oppressione secolare delle piccole nazioni e delle colonie da parte delle potenze imperialiste ha fatto nascere nelle masse lavoratrici dei paesi oppressi non solo un senso di rancore verso le nazioni che opprimono in generale, ma anche un senso di diffidenza verso il proletariato dei paesi oppressori. L’infame tradimento dei capi ufficiali della maggioranza socialista nel 1914-18, quando il socialismo sciovinista qualificava di “difesa nazionale” la difesa dei “diritti” della “sua borghesia” all’asservimento delle colonie e al controllo dei paesi finanziariamente dipendenti, non ha potuto che accrescere questa legittima diffidenza. Questi pregiudizi non potendo sparire che dopo la sparizione del capitalismo e dell’imperialismo nei paesi avanzati, e dopo la trasformazione radicale della vita economica dei paesi arretrati, la loro estinzione non può essere che molto lenta, onde il dovere per il proletariato cosciente di tutti i paesi di mostrarsi particolarmente circospetto verso le sopravvivenze del sentimento nazionale nei paesi oppressi da lunghissimo tempo, e di vedere anche di acconsentire a certe concessioni, in vista di affrettare la sparizione di questi pregiudizi e di questa diffidenza. La vittoria sul capitalismo è condizionata dalla buona volontà d’intesa del proletariato prima, e delle masse lavoratrici poi, di tutti i paesi del mondo e di tutte le nazioni. 12. Zayıf ve sömürge ulusların büyük emperyalist güçlerin köleleri olarak yüzyıllardır çektikleri acılar bu ulusların emekçi kitlelerine sadece savaşkanlık kazandırmakla kalmamış, ayrıca kendilerini sömüren uluslara karşı(bu ulusların proletaryası dahil) bir güvensizlik duygusu da vermiştir. Proletaryanın resmi önderlerinin 1914 ile 1919 yılları arasındaki adi ihaneti (sosyal milliyetçilerin, ‘anavatanı koruma’ bahanesiyle, ‘kendi’ burjuvazilerinin finansal açıdan kendilerine bağımlı ülkeleri köleleştirme ve yağmalama ‘hakkını’ korumaları) bu haklı güvensizlik duygusunu daha da güçlendirmiştir. Bu güvensizlik ve milli önyargılar ancak ileri ülkelerde emperyalizmin imha edilmesinden ve geri ülkelerde ekonomik yaşam tümüyle dönüştürüldükten sonra ortadan kaldırılabileceğine göre, bu önyargıların temizlenmesi çok yavaş ilerleyecektir. Bu demektir ki, her ülkenin sınıf bilinçli komünist proletaryası uzun dönemler boyunca köle olarak yaşamış ülke ve ulusların milli duygularına (bu duygular tarihsel olarak artık geçersiz de olsa) özel dikkat ve özen göstermelidir. Komünist proletarya, aynı zamanda, bu güvensizlik ve önyargıları daha hızlı aşabilmek için ödünler vermekle yükümlüdür. Proletarya ile dünyadaki tüm ülke ve ulusların emekçi kitleleri gönüllü bir ittifakla birleşmeksizin kapitalizme karşı zafer tam anlamıyla başarılı bir sonuca ulaştırılamaz.
Supple­mentary Theses Tesi supple­mentari Ek Tezler
I. To determine more especially the relation of CI to the revolutionary movements in the countries dominated by capitalistic imperialism, for instance China and India, is one of the most important questions before the Second Congress of the Third International. The history of the world revolution has come to a period when a proper understanding of this relation is indispensable. The great European war and its result have shown clearly that the masses of non-European subjected countries are inseparably connected with the proletarian movement in Europe, as a consequence of the centralisation of world capitalism for instance the sending of colonial troops and huge armies of workers to the battlefront during the war, etc. I. La fissazione esatta dei rapporti fra I.C. e movimento rivoluzionario nei paesi dominati dall’imperialismo capitalista, particolarmente in Cina, è una delle più importanti questioni del II congresso dell’I.C. La rivoluzione mondiale entra in una fase per la quale una conoscenza esatta di questi rapporti è necessaria. La Grande Guerra europea ed i suoi risultati hanno dimostrato molto chiaramente che le masse dei paesi assoggettati fuori di Europa sono legate in modo assoluto al movimento proletario europeo, e che è questa una conseguenza inevitabile del capitalismo mondiale centralizzato. I. Kapitalist emperyalizmin egemenliği altında bulunan ülkelerdeki, özellikle de Çin’deki devrimci hareketle Komünist Enternasyonal arasındaki ilişkilerin kesin biçimde belirlenmesi, Komünist Enternasyonal İkinci Kongresi’nin en önemli sorunlarından biridir. Dünya devrimi bu ilişkiler hakkında kesin bir bilgiye ulaşmayı gerektiren bir döneme girmektedir. Büyük Avrupa savaşı ve onun sonuçları berrak bir biçimde göstermiştir ki, Avrupa dışındaki bağımlı ülkelerin yığınları mutlak surette Avrupa proleter hareketine bağlanmıştır; ve bu merkzileşmiş dünya kapitalizminin kaçınılmaz bir sonucudur.
II. One of the main sources from which European capitalism draws its chief strength is to be found in the colonial possessions and dependencies. Without the control of the extensive markets and vast fields of exploitation in the colonies, the capitalist powers of Europe cannot maintain their existence even for a short time. England, the stronghold of imperialism, has been suffering from overproduction since more than a century ago. But for the extensive colonial possessions acquired for the sale of her surplus products and as a source of raw materials for her ever growing industries, the capitalistic structure of England would have been crushed under its own weight long ago. By enslaving the hundreds of millions of inhabitants of Asia and Africa, English imperialism succeeds so far in keeping the British proletariat under the domination of the bourgeoisie. II. Le colonie costituiscono una delle principali sorgenti della forza del capitalismo europeo. Senza il possesso dei grandi mercati e dei grandi territori di sfruttamento nelle colonie, le potenze capitalistiche di Europa non potrebbero mantenersi a lungo. L’Inghilterra, fortezza dello imperialismo, soffre di sovrapproduzione da più di un secolo. È solo conquistando territori coloniali, mercati supplementari per la vendita dei prodotti di sovrapproduzione, e fonti di materie prime per la sua crescente industria, che l’Inghilterra è riuscita a mantenere, malgrado i suoi oneri, il proprio regime capitalista. È mediante la schiavizzazione di centinaia di milioni di abitanti dell’Asia e dell’Africa che l’imperialismo inglese è giunto a mantenere finora sotto la dominazione borghese il proletariato britannico. II. Sömürgeler Avrupa kapitalizminin başlıca güç kaynaklarından biridir. Sömürgelerdeki büyük sömürü arazilerini ve büyük pazarları ellerinde tutamadıkları takdirde, Avrupa’nın kapitalist güçleri, uzun süre ayakta kalamaz. Emperyalizmin kalesi olan İngiltere, yüzyıldan fazla süredir aşırı üretimden muzdariptir. Ancak aşırı üretimin ürünlerini satabilmek ve büyüyen sanayisi için hammadde kaynakları elde etmek için, ek pazarlar olan sömürge arazilerini fethetmek suretiyledir ki, İngiltere, yüklerine rağmen kapitalist rejimini ayakta tutabilmeyi başarmıştır. İngiliz emperyalizmi, ancak Afrika ve Asya’daki yüz milyonlarca insanı köleleştirmesi sayesinde, Britanya proletaryasını burjuva egemenliği altında bugüne kadar tutmayı başarmıştır.
III. Super-profit gained in the colonies is the mainstay of the modem capitalism – and so long as the latter is not deprived of this source of super-profit, it will not be easy for the European working class to overthrow the capitalist order. Thanks to the possibility of the extensive exploitation of human labour and natural resources in the colonies, the capitalist nations of Europe are trying, not without success, to recuperate their present bankruptcy. By exploiting the masses in the colonies, European imperialism will be in a position to give concession after concession to the labour aristocracy at home. Whilst on the one hand, European imperialism seeks to lower the standard of living of the home proletariat by bringing into competition the productions of the lower paid workers in subject countries, on the other hand, it will not hesitate to go to the extent of sacrificing the entire surplus value in the home country so long as it continues to gain its huge super-profits in the colonies. III. Il plusvalore ottenuto mediante lo sfruttamento delle colonie è uno dei puntelli del capitalismo moderno. Finché questa sorgente di utili non sarà soppressa, sarà difficile alla classe operaia di vincere il capitalismo. Grazie alla possibilità di sfruttare intensamente la mano d’opera e le sorgenti naturali di materie prime delle colonie, le nazioni capitaliste d’Europa hanno cercato, non senza successo, di evitare con questi mezzi la bancarotta immanente. L’imperialismo europeo è riuscito nella madrepatria a fare concessioni sempre più vaste all’aristocrazia operaia. Mentre cerca di abbassare il livello minimo di esistenza del proletariato importando merci prodotte con la manodopera più a buon mercato dai paesi asserviti, esso non arretra di fronte ad alcun sacrificio e acconsente a sacrificare parte del plusvalore nella madrepatria grazie al possesso di quello nelle colonie. III. Sömürgelerden elde edilen artı değer modem kapitalizmin dayanaklarından biridir. Bu gelir kaynağı ortadan kaldırılmadığı sürece işçi sınıfının kapitalizmi altetmesi güç olacaktır. Sömürgelerdeki doğal hammadde kaynaklarını ve işgücünü yoğun bir biçimde sömürebilmeleri sayesinde Avrupa’nın kapitalist ulusları yaklaşan iflastan kaçınmaya çalışmışlardır; ve bunda başarısız olmamışlardır. Avrupa emperyalizmi kendi ülkelerinde işçi aristokrasisine git gide daha fazla tavizler verebilmeyi başarmıştır. Bir yandan köleleştirilenülkelerdeki işçilerin yaşam koşullarını çok aşağı bir düzeyde tutmaya çalışırken, Avrupa emperyalizmi hiçbir fedakarlıktan geri durmamaktadır; ve sömürgeleri ellerinde bulunduğu sürece kendi ülkelerinde artı değerden her türlü fedakarlığı yapmaya razıdır.
IV. The breaking up of the colonial empire, together with the proletarian revolution in the home country, will overthrow the capitalist system in Europe. Consequently, the Communist International must widen the sphere of its activities. It must establish relations with those revolutionary forces that are working for the overthrow of imperialism in the countries subjected politically and economically. These two forces must be coordinated if the final success of the world revolution is to be guaranteed. IV. La soppressione mediante la rivoluzione proletaria della potenza coloniale dell’Europa rovescerà il capitalismo europeo. La rivoluzione proletaria e la rivoluzione delle colonie devono interagire al fine della vittoria della rivoluzione mondiale. L’I.C. deve dunque estendere ancora il raggio della sua attività allacciando rapporti con le forze rivoluzionarie che sono all’opera per la distruzione dell’imperialismo nei paesi economicamente e politicamente dominati. IV. Avrupa’nın sömürgeler üzerindeki egemenliğinin proleter devrimleri aracılığıyla ortadan kaldırılması, Avrupa kapitalizmini yıkacaktır. Sömürgelerdeki devrımle proleter devrimi, mücadelenin zaferle sonuçlanabilmesi için, bir ölçüde amaç birliği yapmak zorundadır. Dolayısıyla, Komünist Enternasyonal faaliyet alanını genişleterek ekonomik ve politik olarak emperyalizmin egemenliği altındaki devrimci güçlerle sıkı ilişkiler kurmalıdır.
V. The CI is the concentrated will of the world revolutionary proletariat. Its mission is to organise the working class of the whole world for the overthrow of the capitalistic order and the establishment of communism. The Third International is a fighting body which must assume the task of combining the revolutionary forces of all the countries of the world. Dominated as it was by a group of politicians, permeated with bourgeois culture, the Second International failed to appreciate the importance of the colonial question. For them the world did not exist outside of Europe. They could not see the necessity of coordinating the revolutionary movement of Europe with those in the non-European countries. Instead of giving moral and material help to the revolutionary movement in the colonies, the members of the Second International themselves became imperialists. V. L’I.C. accentra la volontà del proletariato rivoluzionario mondiale. Suo compito è organizzare la classe operaia del mondo intero per l’abbattimento dell’ordine capitalista e l’instaurazione del comunismo. L’I.C. è uno strumento di lotta che ha per compito raggruppare tutte le forze rivoluzionarie del mondo.
La II Internazionale, diretta da un gruppo di politicanti e penetrata da concezioni borghesi, non ha attribuito alcun peso alla questione coloniale.
Il mondo non esisteva per essa che nei limiti dell’Europa. Non ha visto la necessità di collegarsi al movimento rivoluzionario degli altri continenti. Invece di fornire un aiuto materiale e morale al movimento rivoluzionario delle colonie, i membri della II Internazionale sono divenuti essi stessi imperialisti.
V. Dünya devrimci proletaryasının iradesi Komünist Entemasyonal’de temerküz etmektedir. Bu örgütün görevi bütün dünyanın işçi sınıfını kapitalist düzenin yıkılması ve komünizmin kurulması için örgütlemektir. Komünist Enternasyonal, dünyanın bütün devrimci güçlerini toparlamakla görevli bir araçtır. Burjuva fikirlerinin sızmış olduğu ve bir politikacılar grubu tarafından yönetilen İkinci Enternasyonal ise, sömürge sorununa hiçbir önem vermemiştir. Bu örgütler için dünya sadece Avrupa sınırları içinde mevcuttu. Bu örgüt için diğer kıtalardaki devrimci hareketle bağ kurma zorunluluğu yoktu. İkinci Enternasyonal üyeleri sömürgelerdeki devrimci harekete maddi ve manevi bir yardım sunmak yerine, kendileri de emperyalist haline gelmişlerdir.

VI. Foreign imperialism, imposed on the eastern peoples, prevented them from developing socially and economically side by side with their fellows in Europe and America. Owing to the imperialist policy of preventing industrial development in the colonies, a proletarian class, in the strict sense of the word, could not come into existence here until recently. The indigenous craft industries were destroyed to make room for the products of the centralised industries in the imperialistic countries-consequently a majority of the population was driven to the land to produce food grains and raw materials for export to foreign lands. On the other hand, there followed a rapid concentration of land in the hands of the big landowners, of financial capitalists and the state, thus creating a huge landless peasantry. The great bulk of the population was kept in a state of illiteracy. As a result of its policy, the spirit of revolt latent in every subject people found its expression only through the small, educated middle class.
Foreign domination has obstructed the free development of the social forces, therefore its overthrow is the first step towards a revolution in the colonies. So to help overthrow the foreign rule in the colonies is not to endorse the nationalist aspirations of the native bourgeoisie, but to open the way to the smothered proletariat there.

VI. L’imperialismo straniero che pesa sui popoli orientali ha impedito loro di svilupparsi socialmente ed economicamente al fianco delle classi di Europa e di America. Grazie alla politica imperialista che ha intralciato lo sviluppo industriale delle colonie, una classe proletaria in senso proprio è potuta sorgervi solo da poco, sebbene negli ultimi tempi l’industria artigiana indigena sia stata distrutta dalla concorrenza dei prodotti delle industrie centralizzate dei paesi imperialisti. Di conseguenza, la grande maggioranza del popolo è stata rigettata nella campagna e costretta a consacrarvisi al lavoro agricolo e alla produzione delle materie prime per l’esportazione. Ne è venuta di conseguenza una rapida concentrazione della proprietà fondiaria nelle mani sia dei grandi proprietari terrieri sia dello Stato. In tal modo, si è creata una massa poderosa di contadini senza terra. E la grande massa della popolazione si trova in uno stato di oppressione. Risultato di questa politica è che, là dove lo spirito rivoluzionario si manifesta, esso non trova espressione che nella classe media colta, numericamente debole.
La dominazione straniera inceppa il libero sviluppo delle forze economiche. Perciò la sua distruzione è il primo passo della rivoluzione nelle colonie; per questo l’aiuto dato alla distruzione del dominio straniero nelle colonie non è, in realtà, un aiuto al movimento nazionalista della borghesia indigena, ma l’apertura del cammino per il proletariato oppresso.
VI. Doğu halkları üzerine çullanan yabancı emperyalizm, bu ülkelerde sınıfların Avrupa ve Amerika ile eş zamanlı olarak sosyal ve iktisadi bir gelişme göstermesini engellemiştir. Sömürgelerde sanayinin gelişmesini köstekleyen emperyalist politika sayesinde: kelimenin tam anlamıyla bir proleter sınıfı bu ülkelerde gelişememiştir; hatta emperyalist ülkelerin merkezileşmiş sanayilerinin ürünleri ile rekabet edemeyen yerli zanaatlar son zamanlarda yokedilmiştir. Bunun sonucu, halkın büyük çoğunluğunun kendini kırsal alanda bulması ve ihracata yönelik hammaddelerin üretiminde ve tarımsal emekte yoğunlaşmak zorunda kalması olmuştur. Bunun sonucu toprak mülkiyetinin, kah büyük toprak sahiplerinin, kah mali sermayenin, kah devletin elinde hızla toplanması olmuştur. Böylece büyük bir topraksız köylü kitlesi yaratılmış ve nüfusun geniş yığınları cehalet içinde tutulmuştur. Bu politikanın sonucu şudur: devrimci diışüncenin kendini gösterdiği bu tür ülkelerde, bu düşünce ifadesini, eğitilmiş orta sınıflar içerisinde bulabilmektedir. Yabancı egemenlik, iktisadi güçlerin özgürce gelişmesini köstekler. Bu nedenle bu egemenliğin yıkılması, sömürgelerdeki devrimin ilk alanıdır; bu nedenle sömürgelerde yabancı egemenliğin yıkılması için yürütülen mücadeye verilen destek, yerli burjuvazinin milliyetçi hareketine sunulan bir destek değil, kendisi de ezilen proletaryanın önündeki yolun açılması demektir.
VII. There are to be found in the dependent countries two distinct movements which every day grow further apart from each other. One is the bourgeois-democratic nationalist movement, with a programme of political independent under the bourgeois order, and the other is the mass action of the poor and ignorant peasants and workers for their liberation from all sorts of exploitation. The former endeavour to control the latter, and often succeed to a certain extent, but the CI and the parties affected must struggle against such control and help to develop class consciousness in the working masses of the colonies. For the overthrow of foreign capitalism which is the first step toward revolution in the colonies the cooperation of bourgeois nationalist revolutionary elements is useful.
But the foremost and necessary task is the formation of communist parties which will organise the peasants and workers and lead them to the revolution and to the establishment of Soviet republics. Thus the masses in the backward countries may reach communism, not through capitalistic development, but led by the class conscious proletariat of the advanced capitalist countries.
VII. Esistono nei paesi oppressi due movimenti che si separano ogni giorno più: 1) il movimento borghese-democratico nazionalista che ha un programma di indipendenza politica e di ordine borghese;
2) quello dei contadini incolti e poveri e degli operai per la loro emancipazione da ogni specie di sfruttamento.
Il primo tenta di controllare il secondo, e v’è spesso riuscito in una certa misura. Ma l’I.C. e i partiti aderenti devono combattere questo controllo e cercare di sviluppare sentimenti di classe indipendenti nelle masse operaie delle colonie.
Uno dei più grandi compiti a questo fine è la formazione di partiti comunisti che organizzino gli operai e i contadini e li conducano alla rivoluzione e all’instaurazione della repubblica sovietica
VII. Ezilen ülkelerde günden güne birbirinden ayrılan iki hareket bulunmaktadır: Birincisi siyasal bağımsızlık ve burjuva düzeni programına sahip olan milliyetçi burjuva demokratik hareketidir; İkincisi ise cahil ve yoksul işçi ve köylülerin her türlü sömürüden kurtuluş amaçlı kitlesel eylemidir. Bunlardan birincisi, ikincisini yönetmeyi amaçlamaktadır ve sık sık bir ölçüde başarmaktadır da. Ama Komünist Enternasyonal ve ona bağlı partiler buna karşı mücadele etmeli ve sömürgelerin işçi yığınları arasında bağımsız sınıf duygularının gelişmesini sağlaniak için çalışmalıdır. Sömürgelerde devrime yönelik ilk adım olan yabancı kapitalizmin devrilmesinde burjuva milliyetçi devrimci unsurların işbirliği faydalıdır. Fakat bu yolda en önemli görev işçi ve köylüleri örgütleyip devrim ve sovyet cumhuriyetinin kurulması yoluna sokacak olan komünist partilerinin kurulmasıdır. Böylelikle geri ülkelerin kitleleri komünizme kapitalist gelişimle değil gelişmiş kapitalist ülkelerin sınıf bilinçli proletaryası kılavuzluğunda ulaşabilirler.
VIII. The real strength of the liberation movements in the colonies is no longer confined to the narrow circle of bourgeois-democratic nationalists. In most of the colonies there already exist organised revolutionary parties which strive to be in close connection with the working masses. The relation of CI with the revolutionary movement in the colonies should be realised through the medium of these parties or groups, because they were the vanguard of the working class in their respective countries. They are not very large today, but they reflect the aspirations of the masses and the latter will follow them to the revolution. The communist parties of the different imperialistic countries must work in conjunction with these proletarian parties of the colonies and, through them, give all moral and material support to the revolutionary movement in general. VIII. Le forze del movimento di emancipazione nelle colonie non si limitano al piccolo cerchio del nazionalismo borghese democratico. Nella maggior parte delle colonie esiste già un movimento socialrivoluzionario o partiti comunisti in relazione stretta con le masse operaie. I rapporti dell’I.C. con il movimento rivoluzionario delle colonie devono passare per questi partiti o gruppi, perché sono l’avanguardia della classe operaia. Se oggi sono deboli, rappresentano tuttavia la volontà delle masse, e le masse li seguiranno nella via rivoluzionaria. I PC dei diversi paesi imperialisti devono lavorare in contatto con questi partiti proletari nelle colonie e prestar loro un aiuto materiale e morale. VIII. Sömürgelerdeki kurtuluş hareketinin gerçek gücü, burjuva demokratik milliyetçilerin dar çevresiyle sınırlı değildir. Sömürgelerin çoğunda işçi yığınlarıyla yakın temasta olan toplumsal-devrimci bir hareket veya komünist partileri bulunmaktadır. Komünist Eternasyonal ’in sömürgelerdeki devrimci hareketle ilişkisi, bu parti ya da gruplar aracılığıyla gerçekleşmelidir; çünkü bunlar ülkelerindeki işçi sınıfının öncüsünü oluşturmaktadırlar. Bugün bunlar zayıf olsalar bile, yığınların iradesini temsil etmektedirler ve yığınlar onları devrim yolunda izleyecektir. Farklı emperyalist ülkelerdeki komünist partiler, sömürgelerdeki bu proleter partileriyle temas halinde çalışmalı ve devrimci harekete onlar aracılığıyla maddi ve manevi destek sunmalıdır.
IX. The revolution in the colonies is not going to be a communist revolution in its first stage. But if from the outset the leadership is in the hands of a communist vanguard, the revolutionary masses will not be led astray, but may go ahead through the successive periods of development of revolutionary experience. Indeed, it would be extremely erroneous in many of the oriental countries to try to solve the agrarian problem according to pure communist principles. In its first stages, the revolution in the colonies must be carried on with a programme which will include many petty-bourgeois reform clauses, such as division of land, etc.
But from this it does not follow at all that the leadership of the revolution will have to be surrendered to the bourgeois democrats. On the contrary, the proletarian parties must carry on vigorous and systematic propaganda of the Soviet idea and organise the peasants’ and workers’ Soviets as soon as possible. These Soviets will work in cooperation with the Soviet republics in the advanced capitalistic countries for the ultimate overthrow of the capitalist order throughout the world.
IX. La rivoluzione nelle colonie, al suo primo stadio, non può essere una rivoluzione comunista, ma, se sin dall’inizio la direzione è in mano di un’avanguardia comunista, le masse non saranno ingannate e nei diversi periodi del movimento la loro esperienza rivoluzionaria non farà che crescere.
Sarebbe certo un errore voler applicare immediatamente nei paesi orientali alla questione agraria principi comunisti. Nel suo primo stadio, la rivoluzione nelle colonie deve avere un programma comportante riforme piccolo-borghesi come la divisione della terra. Ma non ne deriva necessariamente che la direzione della rivoluzione debba essere abbandonata alla democrazia borghese. Il partito proletario deve invece sviluppare una propaganda possente e sistematica in favore dei Soviet, e organizzare i soviet di contadini e operai. Questi dovranno lavorare in stretta collaborazione con le repubbliche sovietiche dei paesi capitalisticamente avanzati per raggiungere la vittoria finale sul capitalismo nel mondo intero.
Così le masse dei paesi arretrati, condotte dal proletariato cosciente dei paesi capitalisticamente sviluppati, arriveranno al comunismo senza passare per le diverse tappe dell’evoluzione capitalista.
IX. Sömürgelerdeki devrim ilk aşamasında komünist bir devrim olamaz. Ama eğer başlangıçtan itibaren, önderlik komünist öncünün elinde olursa, kitleler dağılmaz ve hareketin değişik gelişme aşamaları onların devrimci deneyimini artmasına yarar. Doğu ülkelerinde tarım konusunda komünist ilkeleri derhal uygulamaya çalışmak elbette vahim bir hata olur. İlk aşamasında sömürgelerdeki devrimin programı, toprak dağıtımı gibi küçük burjuva reformları içermek zorundadır. Ama bu böyledir diye önderliğin burjuva demokrasisine devredilmesi gerekmez. Aksine proleter partisi sovyetler yönünde sistematik ve güçlü bir propagandayı yükseltmeli ve işçi köylü sovyetlerinin örgütlenmesi için çalışmalıdır. Kapitalizme karşı dünya çapındaki nihai zafere ulaşabilmek için bu sovyetler, ileri kapitalist ülkelerdeki sovyet cumhuriyetleri ile yakın işbirliği içinde çalışmalıdır. Böylece gelişmiş kapitalist ülkelerin bilinçli proletaryası tarafından yönlendirilen geri ülkelerin yığınları, kapitalist gelişmenin değişik aşamalarından geçmeksizin komünizme ulaşacaktır.