Enternasyonal Komünist Partisi
Koronavirüs
Küresel Salgın Sınıflar Üstü Değil

Farklı hayat biçimleri evrimlerinin sürekli ve sonsuz tüm ayrıntılarında bir bütünlük teşkil eder. İnsan türü pek çok farklı hayat biçimiyle birlikte var olur, bunlardan bazıları insan vücudunun içerisinde yer alırlar ve bazen faydalı, bazen zararlıdırlar. İnsanlık daha büyük hayvan türlerinin saldırganlığına karşı koymayı öğrenmiştir, fakat küçük böcekler, tek hücreli organizmalar ve virüsler gibi küçük türlere karşı hassaslıkları sürmektedir.

Orta Çağ Avrupa’sının sonunda gerçekleşen vebadan, Amerikan Yerlisi nüfuslarını katleden kızamıkçık ve çiçek virüsüne; Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda patlak veren ve kurbanların sayısını ikiye katlayan sözde “İspanyol gribi”ne yüzyıllar boyunca insanlığın gelişiminde önemli etkileri bulunan büyük salgınların bir tarihçesini yazmak, şüphesiz faydalı olacaktır.

Kendimize soralım: İnsan türü salgın tehlikesine yanıt vermeye geçmişte olduğundan daha fazla mı hazırlıklı? Kuşkusuz bunun cevabı, birkaç on yıl öncesine kadar muazzam birer ölüm ve sakatlık dağıtıcısı olan ve sıklıkla küçükleri hedef alan bakteriyel trahoma, verem ve viral çocuk felci gibi musibetlerin yaşandığı dönemler düşünüldüğünde “evet” olmak durumundadır. Bu salgınlar yalnızca gezegenin en fakir bölgelerinde, alt toplumsal sınıflar arasında ve sağlık hizmetlerinin daha az mevcut bulunduğu yerlerinde hala varlıklarını sürdürmektedir.

Hayat beklentsi artıyor olsa da, 1989 sonrasında Rus Birliği’nin dağılması örneğinde görüldüğü üzere, ekonomik krizlerin veya siyasi karışıklıkların açtığı gediğe çakılmaktadır.

Zira aslında türün sağlığını korumak için çalışmayan, sermayenin yeniden üretim yasalarıyla başta insan türü olmak üzere canlı türlerin çoğalması ve korunumun yasaları arasında çözümsüz bir çatışma yaratan kapitalizmdir.

Mevcut salgının son on yıllarda onu modern kapitalist iktisadi gelişimin ön saflarına taşıyan olağandışı hızda bir büyümeye sahne olan Çin’den çıkması tesadüf değildir.

Karşımızdaki ikilemin şöyle olduğu açıktır: Türün yok oluşuna bile sebep olabilecek (şu anda bilmiyoruz) bu görünmez saldırı karşısında insanlığı mı savunmalıyız; yoksa ücretli emek ve meta dağıtımına dayalı üretim ilişkilerinin sürekli işleyişini mi savunmalıyız? İnsan türünü mü savunmalıyız yoksa onun kapitalist çağda ulus adıyla bilinen tarihsel-üretimsel ifadesini mi savunmalıyız?

Bu ikilem ayan beyan ortadadır: “yaklaştı mı, yaklaşmadı mı?” sorusunun tartışıldığı tembel atalet döneminde hastalığın yayılmasını önleme çabasında çok zaman kaybedildi. Mesela Japonya’da burjuva sınıfın karşısındaki büyük tehlike, duyduğu büyük kaygı, Olimpiyatların sağladığı büyük işlerin kaybıdır.

Bilgi ve insan emeğinin tüm dünyayı tek bir zeki ve işbirliği yapan makine olarak görme eğilmindeki olgunluğu karşısında, her biri kendi devletinde üslenmiş ve kendi “bilim insanlarıyla” çevrelenmiş olan burjuvaziler, alarm vermeyi olabildiğince ertelemiş, sınırları ise girmek isteyenlere kapatmış ama çıkmak isteyenlere kapatmamıştır. Bir de hasta sayısını azaltmak için nazofarenks sürüntülü testlere kotalar konmuştur! Öte yandan, her tür sahtekarlık ve spekülasyonu sömürmek için hastalıktan faydalanılmaktadır.

Kapitalizmin mevcut ihtiyarlık krizinde, kar sistemi bir gerilemenin ve aşırı üretimin kenarında duruyor: Ama küresel bir salgının işçileri fabrıkaların ve inşaat alanlarının dışında, güvende tutmasına izin vermeyelim! Limanlarda istiflenmiş ve%95’inin bize bir faydası olmayan konteynerleri durdurmayalım! Uçakları asfaltta tutmayalım, bu küçük burjuvazinin sıkılganlığının çaresi olan “turizm”e ciddi hasar verir.

Okulları ve sinemaları kapatmak ucuz. Peki tehlike geçene kadar fabrikaları kapatmak? Düşünülemez! Delilik! Küfür! Gerçekten de, İngiltere’deki Unite gibi sendikalar dahi, “otel rezervasyonlarındaki korkunç çöküş”le baş edebilmek için havacılık gibi sektörlere “finansal yardım” çağrısında bulunuyor. İşçiler işe gitmek zorunda olduğu için hijyenle ilgili kapsamlı kuralların sanayiyi veya işçilerin işyerine ulaşımını rahatsız etmesine izin verilmiyor. Ölsek daha iyi!

Uluslararası bir plana göre uygulanan ve üretim, bilgi ve tüketimin ritim ve araçlarının geçici değişmini kapsayan sağlık önlemlerinin oluşturulması - yani gezegendeki kolektif insan yaşantısında zaruri bir kesinti - üretim ve tüketimin durmasını asla kabul etmeyen sermayenin ritim ve döngüsüyle uyuşamaz.

İşçi sınıfı bunu kabul etmemelidir. Virüs nedeniyle işten atılan tüm işçilerin, ayrıca geçici işçilerin ve “esnek ekonomi” sebebiyle hayatları zaten yeteri kadar güvencesiz olan işçilerin maaşlarının ödenmesini talep etmelidir. Küresel salgın toplumsal sınıfların üstünde değildir ve proletarya hayatta kalma mücadelesinin yönetimini talancı patronlar sınıfına ve onun devletine emanet etmemelidir.