Enternasyonal Komünist Partisi

Partiye Katılmak

("The Communist Party in the Tradition of the Left", Part II, Chap.2, 1974)
 
 

Nasıl ki partinin bir beyin insanları, bir havariler ve kahramanlar toplamı olduğunu reddediyorsak, doğru marxist görüş partiye katılmanın bireyler nezdinde akli bir kavrayış edimi sonucunda partinin pozisyonlarını anlar anlamaz onları savunmak için çalışmak anlamına da gelmediğini ortaya koyar. Tezimiz yalnızca akli kavrayış ve eylemin birbirinden ayrılamaz olduğu değildir, birey açısından da eylemin her zaman anlayış ve bilinçten önce geldiğidir. Partiye katılan bireyler için de durum bu şekildedir. Bizim için öncelikle üretici güçlerin toplumun sınıflara bölünüşünü belirleyen ve insanları kısmi ama asla tam olmayan bir bilinçle bu çelişkiye nazaran konum almaya zorlayan gelişimi söz konusudur. Eğer marxizm toplumların kendilerine dair sahip oldukları bilinçle tanımlanamayacaklarını, daha ziyade bu toplumların idealize edilmiş ifadelerinin anlaşılması için iktisadi anatomilerinin tahlil edilmesi gerektiğini savunuyorsa o zaman devrimci bir rol üstlenmiş tarihsel sınıflar için de aynı durum söz konusudur zira tarihsel rollerini bilinci ister istemez şaşmış ve çarpıtılmıştır. Yalnızca çağdaş proletarya tarihsel ilerlemenin nasıl işlediğinin ve nereye gittiğinin bilimsel bir bilincini kendisi için yaratabilmeyi başarmıştır. Öte yandan ister bireysel ister kolektif olarak her işçi bu bilince sahip değildir ve mücadeleye maddi koşullar tarafından bilinçsizce itilirler. Sınıf partisinin üyesi olan muhtelif bireyler de benzer durumdadır zira maddi ve toplumsal koşullar onları ön saflarda komünizm için mücadele etmeye itmiştir ve aynı faktörler bireylerin mücadeleyi terk etmesini de sağlayabilir.

İki sınıfın kimsenin uzlaştıramayacağı veya ortadan kaldıramayacağı karşıt çıkarlarla birbirine karşı saf tuttuğu tarihsel mücadelenin kökleri mevcut toplumun üretim mekanizmasındadır ki bu da bireylerin hangi saflarda kimler olduğuna veya genel savaş planına bakmadan cephelerden birine koşmasına neden olur. Bireyleri Marx veya Lenin’den tek kelime bile okumamış da olsalar partiye katılmaya ve partiyi teşkil eden net teori ve eylem birlikteliğine iten maddi, sosyal ve tarihsel koşullardır. Bilinç partiye katılmadan önce veya katıldıktan sonra, hatta çok uzun bir süre militan olsalar da bireysel şahsın içinde bulunmaz – yaşlı ve gençlerin, eğitimli ve eğitimsizlerin teşkil ettiği, sabit bir doktrin ve gelenek çizgisinde karmaşık ve sürekli bir eylem gerçekleştiren bir organda bulunur.

Sınıf bilincini ‘parti’ denilen bu organ barındırır, zira bu bilinç bireysel değildir ve her eylemini, davranışını, tüm içsel ve dışsal dinamiklerini önceden mevcut doktrin, önceden anlaşılmadan, bütün halinde kabul edilen program ve taktikler hattında sürdürebilir, bu temelde büyüyüp ve gelişebilir. Paritiye katılmanın mistik bir tarafı olması yalnızca Aydınlanma düşüncesi etkisinde herşeyi kitaplardan öğrenebileceğini zanneden küçük burjuvayı korkutur.

1912’de Genç Sosyalist Federasyonu’nu ‘önce öğrenin, sonra eyleyin’ gibi kötü bir formülle ‘parti okulu’ haline getirmek isteyen kültürcülere karşı çıkmıştık. Demiştik ki gençleri mücadeleye çeken kültürel nedenlerden öte heyecan, içgüdü ve inançtır. Böylesi bir salt materyalizm muktedir eğitim sisteminin öğrenciler öğrenmekle ‘ilgili’ değillerse yani maddi olarak onları öğrenmeye teşvik eden unsurlar mevcut değilse muktedir eğitim sisteminin bile hiçbir şey öğretemeyeceğini bilen burjuva için bile nettir. Parti içinde fikirler karmaşık kolektif çalışmalara katılarak anlaşılır ve netleştirilir ki bu da üç aşamada yürütülür: teorinin müdafası ve heykeltraşlığı, kitle mücadelelerine faal katılım ve organizasyon. İdrak ve kavrayış partinin fiili çalışmalarının bir parçası olmadan mümkün değillerdir. Parti, kendi içinde sürekli bir teorik hazırlık, partinin programatik ve taktiksel özelliklerinin yakından incelenmesi ve doktrin ışığında toplumsal arenada gerçekleşenlerin açıklanılması ve sürekli proletaryanın içerisinde kök salıp düşmanlarına karşı savaşma yönünde durmaksızın mücadele edilmesi gibi pratik ve örgütsel faaliyet yürütür. Militan bu karmaşık çalışmaya faal olarak katılıp onunla bütünleşerek öğrenir. Öğrenmenin başka yolu yoktur ve tezimiz hep teorik ve pratik faaliyeti ayrı yerlere koymanın yalnızca parti için değil her tekil militan için fazlasıyla tehlikeli olduğu olmuştur. Parti organının devrimci teori ve devrimci gelenekleri bir kuşaktan diğerine nasıl aktarıp aynı teori ve gelenek tarafından aşılmasına izin verişini tarif ettiğimize göre yaklaşımımızın gençlerin parti saflarına gelip olabildiğince hızlı şekilde usta marxizm hocalarınca beyinleri doktrinlerle doldurulup gerçekten parti militanı olup gerçek kavgalara atılmadan hızlı derslerden geçmeleri şemasıyla taban tabana zıt olduğu anlaşılacaktır. Buna karşın inceleme yapan ve inceleme yaparken savaşan yani faal bir kolektiflik, varlığı muhtelif yanları birbirinden ayrılamaz olan karmaşık ve çeitli bir faaliyete katılmaya bağlı bir organ öngörüyoruz. Gençler tam da işin bir ucundan tutup mücadeleye iştirak ederek bu karmaşık çalışmaya çekilir, içine girer ve organik olarak içinde rollerini keşfederler. Kimsenin ne katıldıktan önce ne sonra diplomaya da sınavlara girmeye de ihtiyacı yoktur: herkes yaptıkları işle sınanır ve bireyler muhtelif görevler için organik olarak belirlenir.

Partiye katılmak için ‘marxist’ bir eğitim ve doktrinimizin bilgisinden fazlası gereklidir: Lenin’in cesaret, yılmazlık, kahramanlık ve mücadele iradesi olarak nitelendirdiği yetilere ihtiyaç vardır. Bu nitelikleri doğrulayarak sempatizan veya aday ile devrimci ordunun faal bir askeri olan militan olarak ayırırız ve sempatizanı asla militana kıyasla daha yeteri kadar bilgi sahibi olmaması üzerinden tanımlamayız. Bu konuda farklı bir yaklaşım bütün marxist şemayı çökertir zira devrimci hareketlenme dönemlerinde, devrimci parti kısa veya uzun marxizm dersleri almaya vakti ve ihtiyacı olmayan milyonları örgütlemek durumunda kalır: bu kitle partiye bildiği için değil, “eğitsel nitelik taşıyan en kısa derse bile girmeden, içgüdüsel ve kendiliğinden” hissettiği için katılır. Bu geç katılan kesimi “taban” olarak değerlendirip yalnızca “öğrenme” ve “hazırlanma” şansı olanlar lider olsun demek marxizme ters olmanın yanı sıra apaçık ahmaklıktır. Kişi kendisini yalnız bir yolla hazırlar: partinin kolektif çalışmasının bir parçası olarak. Bizim açımızdan kişinin parti militanı olmak için doktrin ve programın tümünü bilmesine gerek yoktur: parti militanı “bu kan dondurucu toplumun kendisine yazdığı kaderi kalbinden ve aklından çıkarmayı, unutmayı başarmış; kendisini binlerce yıla rağmen vahşi hayvanlarla koşuşturan kabile insanı ile sosyal insanın şen uyumunda kardeşliği bulmuş geleceğin komünitesinin ferdini birbirine bağlayan çizgide kendisini görüp var eden kişidir” (‘Düşünceler…’ Il Programma Comunista, no.2/1965). Net olan bir şey varsa harekete geçmeden önce herşeyi bilip anlamak gerektiğini düşünenler veya partiyi kadro eğitimi için bir fakülte zannedenler yürekleri ve zihinlerinden hiçbirşeyi söküp atmamışlardır. Hala boyunlarına kadar bu kan dondurucu toplumun en iğrenç masalına, yani bireyin salt kendi sefil aklıyla kültür ve fikirlerin kurnaz idarecileri olan hakim sınıfların belirlediği dışında bilgi edinebileceği veya karar verebileceği yalanına batmış durumdadırlar.